Tüm HABERLER
  • Mevlana ve İnsan Hakları

    Anayasa Mahkemesi Raportörü Doç. Dr. Ergin Ergül İKÇÜ’ye konuk oldu  ‘Mevlana ve İnsan Hakları’ başlıklı konferansıyla İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi’nin konuğu oldu. Yedi Hilal Topluluğu’nun düzenlediği konferansın açılış konuşmasını gerçekleştiren Rektör Prof.Dr. Saffet Köse, Mevlana ve İnsan Hakları konularını ortak paydada buluşturan, araştırmacı-yazar kimliğiyle de çok değerli eserleri kültür kaynaklarına kazandıran Doç. Dr. Ergin Ergül’ü İKÇÜ’de ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti paylaştı. “Değerlerimizin tanınmasına dünyanın da ihtiyacı var.”  Hz. Mevlana’nın asırlardır tüm insanlığı kucaklayan evrensel diline vurgu yapan Rektör Prof.Dr.Köse, “Hz. Mevlana’nın çok değerli bir beyiti var, sizlere onu aktarmak istiyorum. “Yarabbi! Senin gözün benim gönlüme göz olalı/Basiretim açılıverdi, her şeyi onla görür oldum.” Bu konferansta, Hz. Mevlana’nın gözüyle İnsan Hakları nasıl görünüyor,  Hz. Mevlana’nın sözlerinin aktarımıyla dinlemiş olacağız. Bu değerlerimizi tanımış olacağız. Değerlerimizin tanınmasına dünyanın da ihtiyacı var.  Hz. Mevlana’nın çok değerli ve dünyaya seslenecek sözleri var. Ancak onu ne kadar tanıyoruz ve anlıyoruz, bunu düşünmeliyiz. Bunları görmemiz açısından Sayın Ergin Ergül’ün konuşması önemlidir. Ona ve sizlere geldiğiniz için çok teşekkür ediyorum. Saygılarımı sunuyorum.” dedi. “Yeryüzü onun gibi çok az gönül sultanı ve arif tanımıştır.” Doç. Dr. Ergin Ergül ise “İnsan haklarını, bizim kadim öğretilerimiz ışığında ele almak için daha güzel bir zaman dilimi olamaz.” diyerek Hz. Mevlana’nın bu noktada algılanması gereken en büyük şahsiyetlerinden biri olduğunu belirtti. Doç.Dr. Ergül, “Hz.Mevlana hiç kuşkusuz, kadim bilgeliğimizin kurucu şahsiyetleri arasında önemli bir yere sahiptir. Büyük âlim,  arif, hukukçu, düşünür ve bilge olarak Mevlana’yı 745. Vuslat yıl dönümünde rahmetle anıyorum. Peygamberler dışında, yeryüzü onun gibi çok az gönül sultanı ve arif tanımıştır. O asırlardır, her dinden ve kültürden arayış içinde olan insanlara başta Mesnevi ile olmak üzere tüm eşsiz eserleri aracılığı ile konuşmaktadır. Hz. Mevlana’nın asırlardan beri gelen ve herkesi kucaklayan mesajları bulunmaktadır.” dedi “Biz, bir perde ile yüzlerce ses çıkaran bir ney gibiyiz.” Hz. Mevlana evrenselliğini vurgulayan Doç.Dr. Ergül, bunun dünyada birçok dile çevrilmiş kitaplarının olmasından anlaşılabileceğini kaydetti. Doç.Dr. Ergül,” Kitaplarının birçok ülkede okunuyor olması, evrenselliğinin bir sonucudur. O “Yetmiş iki millet sırrını bizden dinler. Biz, bir perde ile yüzlerce ses çıkaran bir ney gibiyiz. Bir pergel gibi bir ayağım inancım üzerinde sabit diğer ayağım yetmiş iki milleti dolaşır.” demiştir. Bu sözüyle, bir Müslüman nasıl olmalıdır sorusunun cevabını çok güzel bir şekilde veriyor.” diye konuştu. “Biz bu dünyada güneş gibiyiz…” Doç.Dr. Ergül, Hz. Mevlana’nın kendisini tam bir insan hakları savunucusu olarak nitelendirmemize imkân verecek bir şiirini de dinleyenlere aktardı: “Biz bu dünyada güneş gibiyiz. Herkese can vermeye, tüm insanlık âlemine yararlı, faydalı olmaya gelmişiz./Kalpleri kırılmış, gamlara düşmüş kişilere dost olmaya, onların gamlarını, kederlerini paylaşmaya gelmişiz./Hor görülenleri, toprağa düşenleri, ayaklar altında ezilenleri, gül bahçesine getirelim, onlara neşeler bahşedelim diye bu dünyaya gelmişiz./Biz altın gibi birkaç kimsenin öz malı değiliz. Biz ummanlar gibiyiz madenler gibiyiz;  biz bu âlemde herkesin malıyız…” “Osmanlı, Mevlana'nın adalet ölçütünü kullandı.” Hz.Mevlana’nın adalet ölçütünün, bugün de yaşanılan sorunlarda yol gösterecek nitelikte olduğunu vurgulayan Doç.Dr. Ergül, “Osmanlı bu tanımı uygulamıştır ve bu tanımın gereğini yerine getirdiği için bir dünya devleti olmuştur. Adalet tanımıyla ilgili Hz.Mevlana şöyle der: “Adalet nedir? Bir şeyi yerli yerine koymaktır. Adaletsizlik nedir? Bir şeyi layık olmadığı, kötü bir yere koymaktır. Adalet nedir? Ağaçlara su vermektir. Adaletsizlik nedir? Dikene su vermektir. Adalet, bir nimeti yerine koymaktır. Her su emen kökü sulamak değildir. Yani hakkı hak sahibine vermektir. Bir şeyi lâyık olmayana vermek ise adaletsizliktir. Adaletsizlik nedir? Bir şeyi konmaması gereken yere koymak. Bu hâl de sadece belâya (felakete) kaynak olur. Yahya Kemal’in bir anısını aktarmak istiyorum… Yahya Kemal’e Osmanlı’nın Viyana kapılarına kadar nasıl gittiğini sormuşlar ve demiş ki “Kılıçla mı gittiğini düşünüyorsunuz. Osmanlı Viyana kapılarına midesini bulgur ile ruhunu mesnevi çeşmesi ile doyurarak gitti…” diye konuştu. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde yer alan tüm insanların özgür; onur ve haklar bakımından eşit doğduğu söylemini hatırlatan Doç.Dr. Ergül, “Bu söze, bizim kadim öğretilerimizde, dinimizin öğütlerinde ve Mevlana’nın sözlerinde zaten rastlarız. Allah’ın önünde hepimizin eşit olduğunu kabul etmemiz buna işarettir.” dedi. “Çözümü insan haklarında arayın.”  “İnsan Hakları ihlali konusunda bir sorununuz söz konusu olduğunda Kamu Denetçiliği Kurumu’na başvuruda bulunabilirsiniz.” diyerek çözüm yolları hakkında bilgilendirmelerde de bulunan Doç.Dr. Ergül, “Türkiye İnsan Hakları Eşitlik Kurumu’na da başvuruda bulunabilirsiniz. Ayrıca iç hukuk yolları tükendiyse Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapabilirsiniz.”şeklinde konuştu. Konferansının ardından Doç. Dr. Ergin Ergül’e Yedi Hilal Topluluğu Akademik Danışmanı Dr. Öğr. Üyesi İzzet Marangozoğlu tarafından hediye takdim edildi.  

  • 18 Aralık Dünya Arapça Günü Etkinliği

    Öğrenciler, Arapça’nın zenginliğini yaşattı “Arapça, Uluslararası, Siyasal ve Ekonomik İlişkilerde de Belirleyicidir” İslami İlimler Fakültesi Arapça Topluluğu’ndaki Türk ve Arap öğrencilerin ortaklaşa düzenlediği “Uluslararası Arapça Günü” etkinliği yoğun bir katılımla gerçekleştirildi. İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Saffet Köse’nin de iştirak ettiği programa, İslami İlimler Fakültesi Dekan Yardımcıları Doç. Dr. Mehmet Dirik, Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Gedik, Uluslararası Öğrenci Topluluğu Danışmanı Doç. Dr. Mehmet Çevik, topluluk akademik danışmanı Araş. Gör. Elif Okur ile çok sayıda akademisyen ve öğrenci katıldı. Günün anlam ve önemine  uygun olarak baştan sona Arapça olarak gerçekleştirilen program, fakülte öğrencisi Enes Çalışkan’ın Kur’an tilavetiyle başladı. “Arap dili, İslami ilimlerin anahtarıdır.” Etkinliğin açılış konuşmasını gerçekleştiren Rektör Prof. Dr. Saffet Köse, Arap dilini, İslami ilimlerin anahtarı olduğunu vurguladı. Prof.Dr. Köse, “Ana kaynaklarımız Kur’ân-ı Kerim Arap dilinde vârid olmuş, İslam âlimleri de kaynaklarını Arap dilinde kaleme almışlar ve bu dilde muazzam bir ilmi servet ortaya çıkmıştır. Arapça, sadece dini ilimlerin kaynağı değil, aynı zamanda uluslararası, siyasal ve ekonomik ilişkilerde de belirleyici bir dildir” diyerek Arapça’nın hem ilmi hem de sosyal alandaki önemine dikkat çekti.   “Arapça ümmet dilidir.” “Türkiye’de Arapça’nın Önemi” başlıklı bir sunum yapan İKÇÜ İslami İlimler Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Suliman Alomirat, Arapça’nın sadece Araplar için değil, bütün Müslümanlar için öneminden bahsetti. Dr. Öğr. Üyesi Alomirat, “Arapça için «İslâm dili» veya «Ümmet dili» demek çok daha güzel olacaktır. Arapça Türkiye’de yabancı bir dil değildir. Aksine Arapça’nın, Türk milletinin kimliğinin bir parçası olduğunu söyleyebiliriz.” diyerek Arapça’nın Türkiye’de yabancı bir dil olmadığına dair deliller sundu. “422 milyon kişinin dili Arapça.” Dr. Öğr. Üyesi Rami Alkhalaf Alabdulla ise konuşmasında; Uluslararası Arapça Günü’nün, Birleşmiş Milletler ’in 1973 yılında Arap Dili’ni resmi dil olarak kabul etmesiyle kutlanmaya başladığını söyledi. Dr. Öğr. Üyesi Alabdulla, “Arap Dili Birleşmiş Milletler’in altıncı resmi dili olmuştur. Bu ilanın sebebi, dünyada Arapça konuşanların sayısının çok olmasından dolayıdır. Bu dili konuşanların sayısı 422 milyon kişiyi aşmaktadır. Arap Dili’ne ve tarihine verdiğimiz önem ve onun kutsallığı Kur’ân’ın ona yüklediği şeref ve değerden kaynaklanmaktadır.” diye konuştu. Öğrenciler, Arapça’nın zenginliğini yaşattı… Arapçanın Tarihi ile ilgili bilgi veren Öğretim Görevlisi Enas Boubes de “Dil insandır, vatandır. O, aklın meyvesidir. İnsan her şeyin başlangıç safhasını ve kökenini araştırmaya meraklıdır” diyerek, dilin kökenini bilmenin, onun geleceğini şekillendirme konusunda yardımcı olacağını ifade etti. İslami İlimler Fakültesi öğrencileri Abdurrahim Demir ve Ayşe Güzel’in Arapça seslendirdikleri “Kudüs” ve “Çanakkale” şiir dinletileri ile Abdussalam Hawwa’nın seslendirdiği Arapça müzik dinletisi ilgiyle takip edildi. Mühendislik Fakültesi öğrencisi Hasan Daloo’nun öğrenci arkadaşlarıyla hazırladığı  “Yabancı dil öğrenmenin faydaları” başlıklı söyleşisi ile toplulukça hazırlanan Arapça Bilgi Yarışması da programa renk kattı.

  • FAKÜLTE ÖĞRENCİLERİMİZDEN MEVLİD-İ NEBİ HAFTASI ETKİNLİKLERİ ÇERÇEVESİNDE ANLAMLI ZİYARET

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Öğrencileri, Mevlid-i Nebi Haftası münasebetiyle İKÇÜ Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yatan hasta birimlerini ziyaret etti. İKÇÜ Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Manevi Destek Birimi ile düzenlenen ziyarette öğrencilere, İKÇÜ İslami İlimler Fakültesi  Dekan Yardımcısı Doç.Dr. Mehmet Dirik, Hastane Başhekim Yardımcısı Op.Dr. Hüseyin Aydoğmuş, Hastane Manevi Bakım ve Destek Birimi’nden Emine Bilgin Solak ve KBB Sorumlu Hemşiresi Emine Çakar Durukan da eşlik etti. Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimizin dünyaya teşrif ettiği haftayı ifade eden Mevlid-i Nebi’yi böylesine anlamlı bir etkinlikle idrak etmenin mutluluğunu taşıdıklarını söyleyen öğrenciler, “Bu vesile ile hastane yönetimimize teşekkür ediyor, tüm hasta büyüklerimize ve kardeşlerimize acil şifalar diliyoruz.” dedi. Servislerde yatan hastalar, yakınları ve servis çalışanları da böylesine anlamlı bir etkinlikte kendilerini unutmayan öğrencilere ve idarecilere teşekkür ederek memnuniyetlerini dile getirdi.

  • Doç. Dr. Mehmet BAHÇEKAPILI İKÇÜ TV'deydi

    İzmir Katip Çelebi Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Mehmet BAHÇEKAPILI, İKÇÜ Medya Merkezi tarafından hazırlanan Fakülte Tanıtım Röportajıyla aday öğrencilere seslendi.  Neden İKÇÜ İslami İlimler Fakültesi.. İslami İlimler Fakültesinin İş İmkanları..  İKÇÜ İslami İlimler Fakültesinin Avantajları.. İzlemek için: https://www.youtube.com/watch?v=2yPOpdanDdM

  • Prof. Dr. Saffet Köse, TRT Diyanet TV’deydi

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Rektörü ve Fakültemiz Dekanı Prof.Dr.Saffet Köse, TRT Diyanet TV’de yayınlanan ‘İftarı Beklerken’ programına canlı yayın konuğu oldu. ‘Göç Olgusu ve Hicret’ başlığının ele alındığı program, Eyüp Sultan Camii'nden  canlı olarak yayınlandı.   İzlemek için: https://www.youtube.com/watch?v=8vqBEF3Xwqg

  • Prof. Dr. Saffet KÖSE Ülke Tv'deydi

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Saffet Köse, Ülke TV’de yayınlanan ‘Ülke’de İftar’ programına konuk oldu. Orhan Karaağaç’ın sunumuyla Bilecik’ten canlı olarak yayınlanan  programda, ‘Nefislerin en büyük terbiyecisi Ramazan’ Ayı’nın önemine değinildi. Orucun sadece bedenen değil ruhen de tutulması gerektiğini anlatan KÖSE, günahlara karşı oruçlu olmamız gerektiğinin de altını çizdi.   İzlemek için: https://www.youtube.com/watch?v=9MClWUdStq0&feature=youtu.be

  • Prof. Dr. SAFFET KÖSE TRT DİYANET TV’DEYDİ

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Rektörü ve İslâmi İlimler Fakültesi Dekanımız Prof. Dr. Saffet KÖSE, TRT Diyanet TV Kanalında yayınlanmakta olan ‘Bereket Vakti’ programına konuk oldu. Hafız Mustafa Efe’nin sunumu, Mehmet Hadi Duran’ın ilahi yorumlarıyla Kur-an’ı Kerim tilavetlerinin yer aldığı program, TRT Diyanet TV’de, Eyüp Sultan Camii'nden canlı olarak yayınlandı.  Programı izlemek için: https://youtu.be/8V47Kr5WXHY

  • İLK MEZUNLARIMIZ

    İKÇÜ İSLAMİ İLİMLER İLK MEZUNLARINI UĞURLADI İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi, ilk mezunlarını mesleğe uğurladı. İKÇÜ İslami İlimler Fakültesini başarıyla tamamlayan 14 genç ilahiyatçı için düzenlenen törende, aileleri gençlerin heyecanını paylaştı. Daha önceden belirlenen bir programı nedeniyle törene katılamayan İKÇÜ Rektörü ve İslami İlimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Saffet Köse, mezuniyete tele konferans ile bağlanarak öğrencilerine tebriklerini iletti. Rektör Prof. Dr. Saffet Köse,  “Sizler bizim için çok özelsiniz. Çünkü fakültemizin ilk mezunlarısınız. ”diye başladığı konuşmasında,  tüm öğrencileri gönülden tebrik ettiğini, her birinin yüreklerinde ayrı bir yere sahip olacağını söyledi. Prof. Dr. Köse’den gençlere dört önemli tavsiye… Öğrencilere mezuniyet sonrası için de önemli tavsiyelerde bulunan Prof. Dr. Köse, “Sizler için büyük fedakarlıklar gösteren ailelerinize saygılı davranmanız, sizler için eğitim-öğretim imkanlarını sonuna kadar açan bu millete hizmeti bir görev bilmeniz en büyük beklentimizdir. Eğer bu dünyada ve ahiret yurdunda Allah’ın rızasına ulaşmak istiyorsanız, şu dört şeyi yapmalısınız; bulunduğunuz yerde Allah’ı unutmamalısınız, anne-baba duası almalısınız, ailenizde, evinizde huzur olmalı, çalışmalarınızda disiplinli olmalısınız.” diyerek gençlere başarılı ve hayırlı ömürler temennisinde bulundu. “Kur’an’ın ve sünnetin yolundan ayrılmayın.” Dekan Yardımcısı Doç.Dr. Mehmet Bahçekapılı ise teşekkürü en çok hak edenlerin başında anne-babaların geldiğini kaydetti.  “Bu kıymetli evlatları yetiştirdikleri ve bizlere emanet ettikleri için onlara ayrı ayrı teşekkür ediyoruz.” diyerek ailelere seslenen  Doç. Dr. Bahçekapılı,  öğrencilerden Kur’an ve sünnetin yolundan ayrılmadan bir hayat geçirmelerini istedi. Doç. Dr. Bahçekapılı,  “Mezun olan evlatlarımız için ilmi alanda, akademik alanda her türlü gayreti sarf eden kıymetli hocalarımıza, her zaman yanlarında olan idari personelimize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Kur’an ve sünnetin yolundan ayrılmadan İslam’ın ruhunu her zaman kalbinizde, zihninizde taşıyarak; vazifenizin bilincinde olarak görevinizi yapmanızı temenni ediyorum.” diye konuştu. “Formasyon ile büyük sevinç yaşadık.” Öğrencilerin yetişmesinde emeği geçen ailelerine ve öz veriyle çalışan tüm fakülte akademik kadrosuna  teşekkür eden  Dekan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Gedik de konuşmasında, formasyon hakkı ile genç mezunların öğretmen olabilmelerinin mutluluğunu da paylaştıklarını aktardı. Dr.Öğr. Üyesi Ahmet Gedik, “ Mezuniyetlere bir yıl kala öğrencilerimizin en büyük sevinci, fakültemiz öğrencilerine tanınan formasyon hakkı, öğretmenlik hakkıdır. Son bir yılda formasyon derslerini mezuniyet arifesinde olan öğrencilerimizin almasında büyük fedakarlık gösteren hocalarımıza, başta Doç. Dr. Mehmet Bahçekapılı, Dr. Öğr. Üyesi Safinaz Asri, Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Ali Çanakcı olmak üzere tüm din eğitimi hocalarına teşekkür ediyoruz. “ şeklinde konuştu. “İlim talebesi olmak için gayret gösterdik.” Mezunlar adına konuşan fakülte birincisi Hicret Aslan, “ilim bencillik ister, kendinize özel zaman ayırmak ister” sözündeki gibi bir süreliğine de olsa kendilerini çevreden soyutlayarak ilim talebesi olmaya gayret gösterdiklerini söyledi. Aslan, “İlim yollarından bir yola giren cennet yollarından bir yola girmiştir hadis-i şerifindeki müjdenin muhatabı olabilmek için ilim yolunda olmaya çalıştık. Bundan sonraki hayatımızda da bu müjdeye nail olarak geçecek bir ömrün biricik hedefimiz olmasını Rabbimizden temenni ediyorum. Şüphesiz her bir hocamızın yetişmemizde ve buraya gelmemizde ayrı ayrı emekleri söz konusudur. Her biri birbirinden değerli hocalarımızın bizlere daima kapılarının açık olduğunu vurgulamaları ve bunu pratikte göstermeleri sonucu bu günlere geldik. Üzerimizde emeği geçen tüm hocalarıma gönülden şükranlarımı sunuyorum.” dedi. Konuşmaların ardından öğrenciler, mezuniyet belgelerini fakülte öğretim üyelerinin elinden alarak mesleki hayatlarına ilk adımı attı. Program, ilahi ve şiir dinletileri ile son buldu.

  • KAMUOYUNA DUYURULUR

    İslam adına son zamanlarda kamuoyuna yansıyan ve rahatsızlık sebebi olan bir takım açıklamalar nedeniyle Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN’ın Diyanet İşleri Başkanlığını ve İlahiyat Fakültelerini göreve çağıran konuşmaları üzerine aşağıdaki değerlendirmeyi aziz milletimizle paylaşmayı bir görev biliriz. Tüm insanlığa iki cihan saadeti vaad eden yüce dinimiz İslam, malum olduğu üzere, Allah Teâlâ'nın (c.c.) biz insanlara vahyettiği ilahi kelam olan Kur'ân-ı Kerîm ve onun Rasulünün (s.a.s.) Sünnet-i Seniyyesi ile bunlardan elde edilen solmaz ilkelerden hareketle geliştirilen Tefsir, Hadis, Akaid, Fıkıh gibi dini ilimlerle insan hayatına bu dünyada her zaman ve mekânda, her bakımdan yön verecek ve ebediyete kadar canlılığını yitirmeyecek, hak vaki olduğunda yüce Allah'nın (c.c.) razı olduğu kul olarak ebedi nimetlenmeyi sağlayacak bir nizamdır. Tarih boyunca oluşan ilmi birikim ve kurumlar, her dönemde Müslümanların bu nizamı bulundukları zamanda yaşatma gayretlerinin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bugün de ülkemizde Diyanet İşleri Başkanlığı, İslami İlimler/İlahiyat Fakülteleri bu görev ve sorumlulukla çalışmaktadır. İslami İlimler/İlahiyat Fakültelerinde, İslam inanç, ibadet ve düşüncesinin günümüze kadar gelen birikiminin eğitim ve öğretimi gerçekleştirilmekte; buralarda, bunların yanı sıra, içinde yaşanılan zamanın çok yönlü olarak anlaşılması, günümüz toplumlarında ortaya çıkan ve cevap bekleyen çeşitli sorunlar hakkında farkındalığın oluşturulması ile bunlara ilişkin çözüm önerilerinin geliştirilmesi gibi hedeflere matuf olarak bir takım yeni bilimsel gelişmelerin tahsili yapılmaktadır. İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi olarak bilinmesini isteriz ki, personeli ve öğrencisi ile bu kurumlar, modernizmin insanlığı sürüklediği felaketlerin, İslam coğrafyasının içinde bulunduğu hal-i pür melalin ve ülkemiz üzerinde oynanan türlü türlü oyunların farkında olarak, bugün her zamankinden daha fazla sahih İslam inanç ve düşüncesinin önemini kavramış olarak görev ve sorumluluklarının bilincindedir. Doğru bilgi ile ilgili en önemli konulardan biri, ilgililerin malumu olduğu üzere, otorite meselesi, yani bilginin doğru kaynaktan elde edilmesidir. Bu açıdan bakıldığında, Diyanet İşleri Başkanlığı ve İslami İlimler/İlahiyat Fakülteleri, ülkemizde sahih dini bilgi eğitimi, üretimi ve bu süreçte ileri sürülen çeşitli görüşlerin eleştirisi, kontrolü ile sonuçta varılan sahih dini bilginin milletimize en sağlıklı biçimde ulaştırılmasını gerçekleştirmekle görevli ve bu şuurla çalışan bilim insanlarından müteşekkil çok önemli ve herkes tarafından sahip çıkılması gereken kurumlardır. Son zamanlarda Sayın Cumhurbaşkanımızın dikkat çekme ihtiyacı hissetmesine yol açacak kadar milletimizi derinden rahatsız eden, Sayın Cumhurbaşkanımızın ifadesiyle, “Din adamı olarak ortaya çıkıp dinimizde kesinlikle yeri olmayan ictihadlarda bulunan” kişilere bir taraftan daha sorumlu davranmaları gerektiğini hatırlatırken öte yandan söz konusu bu kurumlarımızın ne derece önemli olduğunu da vurgulamak isteriz. Bu şuur ve kararlılıkla çalışan İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi olarak, Sayın Cumhurbaşkanımızın zât-ı âlîlerinin sahih İslam inancına dair samimi hissiyatını ve temsil ettiği milletimizin hassasiyetlerini paylaştığımızı beyan eder aynı duygularla görevimizin başında olduğumuzu saygıyla arz ederiz.                                                                                               İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi

  • Prof. Dr. Saffet KÖSE'den 'Sünnetin Değeri Üzerine'

    Prof.Dr. Köse’den “Sünnetin Değeri Üzerine” İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Rektör Yardımcısı, İslami İlimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Saffet Köse, “Sünnetin Değeri Üzerine” başlıklı bir konferans verdi. Sünnetin dindeki önemi ve vazgeçilmezliğini konu alan konferansı, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Adnan Kaya, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ertuğrul Deliktaş, Sanat ve Tasarım Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fikri Salman, Sağlık Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ahmet Koyu, İslami İlimler Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Muhsin Akbaş, Genel Sekreter Nurettin Memur, Genel Sekreter Yardımcısı Enes Uzun, akademik ve idari personel ile çok sayıda öğrenci takip etti. “Modernlik, tanrı tahtına insanın oturtulmasıdır” Günümüzde modern kültürün, geleneksel değerleri aşındırarak ve geleneksel yapıları parçalayarak bağımsız bir insan tipi geliştirdiğini ve bununla da insanı, nefsi ile baş başa bıraktığını söyleyen Prof. Dr. Saffet Köse,  modernliği tanrının tahtına insanın oturtulması, insanın tahtına da nefsinin oturtulması şeklinde tanımladı. Bugünün insanının, nefsi karşısında kontrol edebilecek iç mekanizmalardan yoksun bırakıldığını ve nefsin arzularına köle ve hazcı bir insan tipi yarattığını kaydeden Prof. Dr. Saffet Köse,  bunun arka planında da kiliseye karşı geliştirilen tepkinin olduğunu aktardı: “Bu sürecin arkasında, Peygamber Efendimiz peygamber olmadan aşağı yukarı 300 sene kadar önce Roma’da devlet dini haline gelen Hristiyanlığın teokratik düzen etrafında dini ve devleti tekeline almasıyla yaşanan felaket süreci var. İşte modernlik denildiğinde kilisenin uygulamalarına bağlı olarak dine karşı gelişen tepki sonucu Aydınlanma dönemi ile birlikte dinin mabede hapsedilmesi süreci anlaşılmalıdır. O andan itibaren modernlik bütün geleneksel yapıları parçalayarak her bir parçayı ayrı bir birim olarak kurgulamış durumdadır. Aslında Kur’ân’ın Sünnetten ayrılmasının da birçok sebebi arasında bu da vardır.” “Modernite aile kavramını ayrıştırıyor” Modernitenin aile kurumuna olan etkisine de değinen Prof. Dr. Saffet Köse,  “Parçalanmış yapılara örnek olarak hepimizin yaşadığı örneklerden söz etmek mümkündür. Mesela bunlardan birisi ailedir. Ailede kadın ayrı bir varlık olarak tartışılıyor, çocuk ayrı bir varlık olarak tartışılıyor, koca ayrı bir varlık olarak tartışılıyor ve her bir parça diğerinden bağımsız olarak ayrıştırılıyor. Yapıyı birbirine bağlayan değerler sisteminden kopuk parçalar zinciri doğuyor, aidiyetler ortadan kalkıyor ve boşluğa düşen bu parçalar yani insanlar üzerinden yeni aidiyetler kuruluyor böylece kendine yabancılaşan bir insan tipi oluşturulmaya çalışılıyor. ”dedi. “Sünnete itibar etmek Kur’ân’ın emridir.” Kur’ân ve Sünnetin korunmuş olmasının Muhammed ümmetinin ayrıcalığı olduğunu kaydeden Prof.Dr. Köse,  diğer ümmetlerin ne kitaplarını ne de peygamberlerinin yaşantısını koruyabildiklerini belirtti. Prof.Dr. Köse, “Oysa hem Kur’ân-ı Kerîm bir harfi bile değişmeden korunmuş hem de onun açıklaması ve uygulaması anlamına gelen sünnet kayda geçirilerek muhafaza altına alınmıştır. Bunun da delili yine Kur’an’dır. Birçok ayet, Hz. Peygambere itaati, ona ittiba’ı, onun örnek alınmasını ve onun hakemliğine başvurulmasını emretmektedir. Bu kavramların hepsi Hz. Peygamberin tanındığını, bilindiğini ve sünnetinin yaşadığını açıkça ifade eder. Çünkü bilmediğiniz, tanımadığınız birisine itaat edemezsiniz, izinden gidemezsiniz, model alamazsınız, hakemliğine başvuramazsınız. Onun hakemliğine başvurmak hayatta iken bizzat kendisine, vefatından sonra da sünnetine başvurmak anlamına gelir. Ayrıca bu kavramların tamamı bilinçli şekilde izinden gitme anlamını taşımaktadır.”  dedi. “Sünneti dışlarsanız, insanlar Deizme gidiyor diye dövünürsünüz” Günümüz Müslümanlarının bir ezilmişlik ve yenilmişlik sendromu içinde yaşadığına dikkat çeken Prof.Dr. Köse, bunun etkilerinin akademik alanda Kur’ân, Sünnet ve geleneğimize yaklaşımda da kendini gösterdiğini söyledi. Prof.Dr. Köse, “Sonuçta komplekse girip Kur’ân-ı Kerîm’de modernlik ile çatışan ahkâmı tarihsellik üzerinden okuyup Arap örfü ile sınırlandırırsanız, Sünnete şüphe düşürürseniz, mezhepleri yok sayarsınız, boşluğa düşürdüğünüz insanların neden peygambersiz tanrı inancı anlamına gelen deizme kaydığını görüp dövünürsünüz.  O yüzden bu geleneksel yapıların kendi değerler bütünlüğü içerisinde kendi iç dinamiklerine göre ele alınması lazım. Modern kültürün zihninizi işgal ettiği değerler dünyası üzerinden bunları ele almaya çalışırsanız birçok sıkıntı yaşarsınız.” diye konuştu.  “Uluslararası hukukun kurucusu Peygamber Efendimizdir.” Günümüzde ortaya çıkan birçok hukuk teorisinin asırlarca önce Hz. Peygamberin bir hadisi üzerinden İslam hukukçularınca ortaya konulduğunu örneklerle aktaran Prof. Dr. Saffet Köse, Hz. Peygamber’in, hiç bir zaman ilk olarak savaşı başlatmadığını, savaşı haklı kılan bir sebep varsa; ordu komutanlarına sivil halka ve çevreye zarar verilmemesi konusunda sıkı talimatlar verdiğini bunun da takipçisi olduğunu söyledi. Hz. Peygamberin her şeyi yapabilecek kudretteki ordu ile Mekke'ye girdiğinde asla kan dökülmesine ve yağmalama yapılmasına müsaade etmediğini aktaran Prof.Dr.Köse,  “Sırf bu bile sünnetin değerini anlamaya yeter bir bilgidir. Hz. Peygamber, savaş esirlerinin bütün ihtiyaçlarının Müslümanlarca karşılanacağını, işkence yapılmayacağını, tecavüz edilemeyeceğini, tecavüzün Müslüman kadına yapılmış gibi değerlendirileceğini hükme bağladı. Bu hükümlerin bizzat takipçisi oldu.  İnsanlık bu hükümlere ancak 1907 Lahey, 1949 Cenevre sözleşmeleri ile ulaşabildi. Ama hiçbir zaman uygulanmadı. Sırf 1992 yılında Bosna-Hersek’de tecavüze uğrayan kadın sayısı 40.000’dir. Bu kadınlardan 15.000’i hamile kaldı. Aynı yıllarda Azerbaycan’ın Hocalı kentinde Ermeniler büyük katliamlar yaptı, bunların acısı hala yüreklerimizde. Bu sebeple uluslararası hukuku Kur’ân-Sünnet üzerinden Müslümanlar kurmuş ve bu da tek taraflı olarak uygulanmıştır. İnsanlık maalesef bugün bile bu noktaya gelememiştir.” dedi. “Afrin Harekâtındaki tavrımız sünnetin örneğidir” Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yürüttüğü Afrin Harekâtı ile ilgili Peygamberimizin sünneti üzerinden değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Saffet Köse, “Şimdi bizim askerlerimiz Afrin’de. Allah ordumuzu muzaffer kılsın. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ne diyor? ‘İstersek Afrin’e birkaç günde tankla gireriz. Ama sivillerin güvenliğini hesaba katıyoruz.’  diyor. İşte sünnet olan budur.” ifadelerini kullandı.


Toplam 10
Başa Dön